Peri bacalarının oluşumunda hangi kayaç etkili olmuştur ?

Can

New member
Peri Bacalarının Oluşumunda Hangi Kayaç Etkili Olmuştur? İşin Aslı Sandığımızdan Daha Eğlenceli!

Kapadokya’da peri bacalarını ilk gördüğümde aklımdan geçen şey şu olmuştu: “Bunları kim yaptı ve neden mimarlık fakültesine haber vermedi?” 😄 Birbirinden farklı şekillerde yükselen kayalar, tepelerinde duran sert şapkalar ve aralarında uzanan vadiler insana gerçekten de doğal bir fantastik film platosunda dolaşıyormuş hissi veriyor.

Ama işin güzel tarafı şu: Peri bacalarını oluşturan şey sihirli değnek değil. Hatta tek başına “bir kayaç” deyip geçmek de biraz haksızlık olur. Burada volkanizma, tüf, ignimbirit, erozyon, yağmur, sel suları, rüzgâr ve zaman hep birlikte çalışıyor. Yani ortada oldukça kalabalık bir jeolojik ekip var.

Sorunun kısa cevabı ise tüf ve tüfit gibi daha kolay aşınan volkanik kayaçlar ile bunların üzerinde yer alan daha dirençli ignimbirit ve benzeri kayaçların birlikte etkili olduğudur. Özellikle Kapadokya’daki klasik peri bacası görünümünde, yumuşak tüflerden oluşan gövdenin üzerinde daha dayanıklı bir “şapka” bulunması büyük önem taşır. MTA kaynakları da Orta Anadolu’daki peri bacalarının tüf, tüfit, volkan külü ve süngertaşı gibi gövde kayaçlarıyla; ignimbirit ve lahar gibi daha dirençli kayaçların oluşturduğu takke yapılarının aşınması sonucunda geliştiğini belirtiyor. MTA Dergi+1

Asıl Başrol Oyuncusu: Tüf

Tüf, volkanik patlamalar sırasında havaya saçılan kül ve çok ince volkanik parçaların zaman içerisinde birikip sıkışmasıyla oluşan bir volkanik kayaçtır.

Burada önemli bir ayrıntı var: Tüf “pamuk kadar yumuşak” bir kaya değildir. Ancak birçok daha dayanıklı kayaçla karşılaştırıldığında kolay aşınabilir. Özellikle suyun ve yüzey akışının etkisiyle zaman içinde parçalanabilir.

Kapadokya’da geniş alanlara yayılan volkanik malzemelerin içinde tüfler, tüfitler, ignimbiritler, pomza ve farklı piroklastik birimler bulunur. MTA çalışmalarında Kapadokya ve Orta Anadolu’nun volkanik geçmişinin tüf ve ignimbirit püskürmeleriyle yakından ilişkili olduğu belirtilmektedir. E-Ticaret+1

Burada günlük hayattan küçük bir benzetme yapabiliriz.

Bir binanın duvarını düşünün. Bir kısmı sağlam betondan, bir kısmı daha kolay aşınan bir malzemeden yapılmış olsun. Yağmur sürekli aynı bölgeye vursun, rüzgâr yıllarca etkisini sürdürsün ve sıcaklık sürekli değişsin.

Sonunda ne olur?

Daha dayanıksız bölüm önce şekil değiştirir.

Peri bacalarının oluşumunda da doğa kabaca böyle bir “dayanıklılık testi” uyguluyor. Fakat test birkaç ay değil, inanılmaz uzun jeolojik zamanlar boyunca sürüyor.

Peki İgnimbirit Nerede Devreye Giriyor?

Burada hikâye daha da ilginçleşiyor.

İgnimbirit, büyük volkanik patlamalar sırasında oluşan sıcak kül, kaya parçaları ve volkanik malzemenin akış ve birikim süreçleriyle meydana gelen piroklastik bir kayaçtır. Bazı ignimbirit tabakaları oldukça dayanıklı olabilir.

İşte peri bacalarının meşhur “şapkası” açısından bu özellik çok önemlidir.

MTA’nın Orta Anadolu’daki volkanizma çalışmalarında, peri bacalarının oluşması için farklı dayanıklılığa sahip kayaçların bir arada bulunmasının önemli olduğu belirtiliyor. Çalışmada ignimbirit ve laharların daha dirençli takke kayaçlarını, tüf-tüfit-volkan külü ve süngertaşlarının ise daha kolay aşınan gövdeyi oluşturabildiği açıklanıyor. MTA Dergi

Yani peri bacasının kafasındaki taş parçası sadece dekorasyon değil.

O şapka adeta doğal bir şemsiye görevi görüyor.

Yağmur aşağı doğru aktığında, üstteki dayanıklı kaya altındaki daha yumuşak malzemenin tamamının aynı hızla aşınmasını engelleyebiliyor. Çevredeki korunmasız alanlar daha hızlı aşınırken şapkanın altındaki bölüm görece daha uzun süre ayakta kalıyor.

Sonuç?

Gövdesi incelmiş, tepesi daha geniş ve sert bir kayaçla korunmuş sütunlar.

İşte peri bacası dediğimiz görüntü burada ortaya çıkıyor.

“Yani Peri Bacalarını Sadece Tüf mü Oluşturuyor?”

Hayır. Bence bu konu hakkında yapılan en yaygın basitleştirmelerden biri tam olarak bu.

“Peri bacaları tüften oluşur.”

Bu cümle tamamen yanlış sayılmaz ama eksiktir.

Çünkü oluşumun yalnızca kayaç türüyle açıklanması mümkün değil. Kayaçların aşınmaya karşı farklı direnç göstermesi ve yüzey şekillerinin uzun süre boyunca su ve diğer dış kuvvetlerin etkisine maruz kalması gerekiyor.

MTA verilerinde de peri bacalarının oluşumunda tüf, tüfit, ignimbirit, volkan külü ve süngertaşı gibi farklı volkanik birimlerin rol oynadığı görülüyor. Bazı bölgelerde ignimbirit parçalarının tüflerin üzerine gelmesi ve dayanıklı unsurların bulunması da oluşum mekanizmasına katkıda bulunabiliyor. MTA Dergi

Yani doğa burada “tek malzemeden heykel yapayım” demiyor.

Daha çok şöyle çalışıyor:

“Sen biraz yumuşaksın, seni biraz oyayım. Sen daha sertsin, seni şapka yapayım. Sonra yağmur ve sel sularını da görevlendirelim.”

Jeoloji departmanının toplantısı yaklaşık böyle geçmiş olabilir. 😄

Erozyon Olmasaydı Peri Bacaları Olur muydu?

İşte en kritik soru bu.

Volkanik kayaçların bulunması tek başına peri bacası oluşturmaz. Eğer bu kayaçlar hiç aşınmasaydı, bugün gördüğümüz sivri sütunlar ve konik şekiller ortaya çıkmazdı.

Erozyon burada heykeltıraş görevini üstleniyor.

Özellikle yağış sonrasında oluşan yüzey akışları, vadilerin ve yamaçların şekillenmesinde büyük rol oynuyor. MTA kaynakları, yarı kurak iklim koşullarında sel sularının yamaçları oymasıyla peri bacalarının geliştiğini belirtiyor. MTA Dergi

Bu noktada “su nasıl olur da taşı oyar?” diye düşünmek mümkün.

Cevap: Tek seferde değil, tekrar tekrar.

Bir yağmur damlasının tek başına yaptığı etki önemsiz görünebilir. Fakat binlerce, milyonlarca yağış olayı düşünün. Araya donma-çözülme, sıcaklık değişimleri, yüzey akışı ve rüzgâr gibi süreçleri de eklediğinizde tablo tamamen değişiyor.

Jeolojide sabır gerçekten başka bir seviye.

İnsan beş dakika bekleyince “internet neden yavaş?” diye söylenirken doğa milyonlarca yıl boyunca bir kayayı şekillendiriyor. 😄

Peri Bacalarının Şapkası Neden Düşmüyor?

Burada yine kayaçların farklı dayanıklılık özellikleri karşımıza çıkıyor.
 
Üst